12 Nisan 2014 Cumartesi

Yazılımcıların izlemesi gereken 2 yapım


  Matrix'den sonra içeriğinde yazılım,yapay zeka barındıran yapımlar pek rastlayamadık. Bu yazıda yapay zeka ve kodlarla ilgili olanların ilgisini çekebileceğini düşündüğüm bir film ve bir televizyon dizisinden bahsedeceğim.

 Matrix yapay zeka ve teknolojiden ziyade felsefi yönleriyle ağır basan bir yapımdı. Bundan bir milyon yıl sonrasını da tahmin etmeye çalışırsak Matrix de bulunan yapay zeka ve teknoloji ortamının oluşması imkansız. Ancak felsefi konuları irdelersek başlık ile alakasız bir içerik ortaya çıkabilir (:

Gelelim ilk konumuza;

 Her
  Golden Globe ve Oscar ödülleriyle dikkat çeken filmde Joqun Phoenix(Thedore) in ve filmde hiç görünmemesine rağmen kurgunun inandırıcılığında önemli bir pay sahibi olduğunu düğündüğüm Samantha yı seslendiren Scarlett Johansson un etkiyeci bir performansı var.
  Senaryo kısaca gelişen teknoloji ile yapılan insansı bir yazılımın insanlar ile arasındaki ilişkileri anlatıyor.
  Eminim yapay zeka ile ilgili fikri olan birçok kişi kurgu hakkında benim gibi düşünmüştür. İnsan gibi konuşan bir makine yapılabilir, insan gibi düşünen bir makine de yapılabilir. İnsan gibi öğrenen hatta bunu çok daha hızlı yapabilen makine de yapılabilir.. Ama insan gibi duyguları olan bir makine! Bu olasılığı en baba yapay zeka hayalperesti düşünmez çünkü yapılamaz.


  Neden yapılamaz? Makinenin konuşması ve düşünmesi için nihai bir amaca hizmet etmesi gerekir. Bu amacın ne olacağına karar verebilir ve buna göre makineyi programlayabilirsiniz. Ama acıma duygusunun, merhametin yada Aşk ın hizmet ettiği nihai bir amaç yoktur. Beyin in referans aldığı matematiksel mantığa tamamen aykırıdır, Kalpten gelen bir emirdir. Kalp beynin aksine bencil değildir, aksiyon planlarını kendi çıkarına göre en iyi olabilecek şekilde hesaplamak yerine, acıma merhamet nefret yada Aşk etkenlerini de kullanarak hesaplar ve yorumlar.

 Bunun için sık sık kendimiz ile çelişkiye düşeriz. Önemli ve riskli bir aksiyon,eylem yapacağımız zaman beyin yeni yapacağınız bir aksiyon planının ne şekilde olması gerektiğini söyler. Ama kalbiniz bunun doğru olmadığını düşünür. Burada bir hakeme ihtiyaç vardır, bu da karakterdir. Karakter nihai karar vericidir, iki seçenekten birini seçer ve düşünce eyleme dönüşür. Ve bir karaktere sahip olan makine yapamazsınız..

 Tamam imkansız ama ya yapılsaydı? Ya makineleri duyguları olan ve bir karaktere sahip olan bir insan gibi programlayabilseydik,nasıl bir şey olurdu acaba? İşte senaryo burada ilgi çekici bir hale geliyor.

Dipnot olarak baltayla senaryonun beline beline vuran bir sahneden de bahsetmeden geçemeyeceğim. Asyalı çekik gözlü güzel bir kadın Thedore yi romantik bir akşam yemeği sonrası evine davet ediyor. Ama bizim Thedore robot Samantha ya aşık olduğu için onca ısrara rağmen teklifi geri çeviriyor,güzelim kadını ağlatıyor.(Burada az kalsın kapatıyordum)Bu sahne için Amerikan tarzı bir "Cmoon" ifadesi aşırı olmaz herhalde. Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin hiçbir erkek güzel bakımlı bir kadını bir robot a tercih etmez.Bu sahne bilimkurgu sahnesi olamaz (:


 Revolution

  "Her" kadar populer olmadığı için önce yapım hakkında kısa bir özet geçeyim. NBC yapımı bir televizyon dizisi.
Başrollerdeki oyuncular;
Yunanistan kökenli güzel oyuncu Tracy Spiridakos(Charlie Matheson),
Breaking Bad dizisinde Gustavo Fring roluyle hatırlayacağımız Giancarlo Esposito(Tom Neville),
Elizabeth Mitchell(Rachell Matheson)
Billy Borke(Miles Matheson)
Zak Orth (Aaron Pitman)

 Oyunculuk performansı olarak pek üst seviye diyebileceğimiz bir yapım değil, just it stop, dont please gibi repliklerin fazlalığı insanı rahatsız edebilecek duruma gelebiliyor. Yazılımcıların yada yazılıma ilgi duyanların en çok ilgi göstereceği karakter yetekli bir yazılımcı olan Aaron Pitman. Ama genel olarak değerlendirdiğimizde Tracy Spiridakos drama sahnelerinin hakkını sonuna kadar veriyor. Daha birçok yapımda görebileceğimizi düşündüğüm yetenekli bir oyuncu.

 Senaryo kısaca yaşanan teknolojik bir kıyamet sonrasında yaşananları ele alıyor. Bir askeri program için nano ve yazılım teknolojileri ile mikro boyutlarda robotlar üretiliyor.Ancak kontrolden çıkıyorlar ve saf enerji bağlamında her şeyi tükettikleri için ise elektrik kullanılamaz hale geliyor.

 Senaryoyu diğer tüm bilimkurgu dizilerinden ve filmlerinden ayıran bu robotların yetenekleri ve gerçekciliği. Robotlar nanotik boyutlarda olduğu için gözle görülmesi imkansız. Dünyanın her yerindeler, denizlerin dibinde yada insanların damarlarında,beyinlerinde dolaşıyorlar.Düşünceleri okuyabiliyorlar. Sürekli iletişim halindeler. Bahsettiğim "Her" filminin aksine bir duyguları yok, bir amaçları var,  daha fazla öğrenmek. Bu da senaryoyu Her filmindeki senaryoya göre daha gerçekçi yapıyor.

 Her şeyi bilen, her yerde olan,kimsenin göremeyeceği bir robot. Bir tür insan yapımı Tanrı.. Bu kesinlikle şimdiye kadar izlediğim diğer tüm bilimkurgu yapımlarında olmayan bir tema. Dünyayı ele geçirmek isteyen bir kötü adam olsaydım bu robotu yapmak için çalışmalara başlardım herhalde (:

 Konu hakkında yorumlarınızı bekliyorum efenim,keyifli seyirler (: